SİYASET

Adalet ve Kalkınma Partisi kendisini siyasetin merkezinde konumlandıran muhafazakâr-demokrat bir kitle partisidir.

Cumhuriyet tarihinin en büyük demokratikleşme ve değişim hamlesini başlatan AK Parti, kurulduğu 2001’den bu yana girdiği 5 seçimden ve 2 halkoylamasından başarıyla çıkmış, üst üste üç dönem oylarını artırarak iktidarını koruma başarısı göstermiştir.

AK Parti’nin geliştirdiği “muhafazakâr demokrat” siyasi kimlik, kurumsallaşarak büyük bir siyasi cazibe merkezine dönüşmüş ve diğer bölge ülkelerine örneklik teşkil edecek bir ilham kaynağı haline gelmiştir.

AK Parti’nin geliştirmeye çalıştığı muhafazakâr demokrat siyasi kimlik dünya genelindeki muhafazakârlık pratikleriyle örtüşen özelliklere sahip olmakla birlikte, Türkiye’nin sosyo-kültürel özellikleriyle şekillenen bir muhtevaya ve yerel dinamiklerle şekillenen bir siyaset tarzına sahiptir.

Büyük oranla Müslümanların yaşadığı bir ülkede demokrasi tecrübesinin gelişmesinde ve bölgesinde örneklik oluşturmasında muhafazakâr demokrat anlayışın ciddi katkısı bulunmaktadır.

Muhafazakârlığın her türlü otoriterleşmeye karşı sınırlı iktidarı savunan, değişimi doğal süreç içinde toplumsal dinamiklere bırakan, özgürlüğün soyut değil somut şekliyle anlam taşıyacağını vurgulayan, aile, gönüllü kuruluşlar, vakıflar gibi toplumsal ara koruma mekanizmalarını önemseyen yapısı, demokratik anlayışla telif edilebilecek bir siyasi öz ortaya koymaktadır. Bu süreçte eleştirel aklın, fikri ve davranış çoğulculuğunun, yanılabilirlik anlayışının geliştirilmesi kadar, temel hak ve özgürlükleri merkeze alan, sivillik ve toleransı gözeten bir siyasi tasavvurun ön plana çıkarılması, muhafazakârlığı demokratik formatta yeniden tanımlamıştır. AK Parti kendi medeniyet değerlerini esas alarak demokratik bir siyaset tarzını hayata geçirmiş, Türk siyasetine farklı bir siyasi çizgi kazandırmıştır.

Uzlaşma kültürüne dayalı siyaset…

Muhafazakâr demokratlığa göre siyaset alanı uzlaşma kültürüne dayanır. Toplumsal alandaki farklılıkların siyasi alanda kendilerini dile getirmeleri ancak siyasi alanın uzlaşma temelinde kurulmasıyla mümkündür. Toplumsal ve kültürel çeşitlilikler demokratik çoğulculuğun üreteceği tolerans ve hoşgörü zemininde siyasete bir renklilik olarak katılmalıdır. Katılımcı demokrasi de kendisini bu farklılıklara temsil imkânı sağlayarak ve siyasi sürece katarak geliştirir.

Sınırlandırılmış ve tanımlanmış bir siyasi iktidardan yana olan muhafazakâr demokratlık, totaliter ve otoriter anlayışları demokratik siyasetin düşmanı olarak görür.

Muhafazakâr demokratlık millet iradesine dayanan siyasi meşruiyet ile insanlığın ortak değerlerine dayalı hukuki meşruiyeti önemser.

Hukuk devletinin gereği, siyasi iktidarı ve tüm kurumları evrensel değerlere dayanan objektif kurallar ve yasalar ile sınırlamaktır. Ayrıca devletin ideolojik bir tercihle kendisini tabulaştırılmış bir alana hapsetmesi, halka ideolojik dayatmada bulunması söz konusu olmamalıdır. Devlet asli fonksiyonlarına çekilmiş, küçük ama dinamik ve etkili bir devlet olmalı; vatandaşını tanımlayan, biçimlendiren, ona tercihler dayatan değil; vatandaşın tanımladığı, denetlediği ve şekillendirdiği bir devlet olarak hizmet etmelidir.

Reform siyaseti…

Demokratik siyaset zemini her türlü sorunun aktarıldığı, tüm toplumsal taleplerin yansıtıldığı ve doğru ile yanlışın kendisini test ederek düzeltebilecekleri bir zemindir.

Muhafazakâr demokratlık, tepeden inmeci değişim anlayışına karşı doğal bir süreç şeklinde işleyen tedrici ve aşamalı bir değişim anlayışına dayanır. Toplumsal dönüşüm, en temel ve kalıcı değişim şeklidir. Sosyo-ekonomik, kültürel ve siyasi hayata sekte vurulması, mevcut birikimin ortadan kalkması ve tarihi gelişimin heba olması açısından olumsuz olduğu gibi, tepeden inmeci ve dayatmacı yöntemlerle total anlayışların topluma kabul ettirilmeye çalışılması da bugün için etkisini yitiren bir yöntemdir. Bu açıdan muhafazakârlığın geleneksel yapıyı totaliter devrimci müdahalelere karşı koruyan ve tarihi kazanımları geleceğe yansıtmaya çalışan potansiyeli önemlidir.

Muhafazakârlık radikalizmi ve toplum mühendisliğini reddeder. Siyaset çatışma, kamplaşma ve kutuplaşma yerine uzlaşma, bütünleşme ve hoşgörü üzerine kurulmalıdır. Geleneksel yapının bazı değerlerini ve kazanımlarını koruyarak değişimi sağlamak gerekir.

Sistemi normalleştiren siyaset…

AK Parti’nin geliştirmeye çalıştığı siyasi kimliğin en önemli özelliği Türk siyasetini normalleştiren bir karakter taşımasıdır. Onlarca yıldır Türk siyasi hayatının din-siyaset, gelenek-modernlik, din-devlet, devlet-toplum-birey gibi kavramların doğurduğu gerilimlerin etkisi altında olduğu söylenebilir. Bu gerilimler siyasi alanı daralttığı gibi birçok soruna da yol açmıştır. AK Parti, bu kavramları sağlıklı bir zeminde yeniden kurgulamaya ve bunları gerilim unsuru olmaktan çıkarmaya çalışmış, sun’i gerilimler ve krizler üreten vesayetçi anlayışları gerileterek sistemi önemli ölçüde normalleştirmiştir.

AK Parti geçen süre zarfında hem kendi varlığını korumuş, hem Türk demokrasisini ayakta tutmayı ve daha ileri noktaya taşımayı başarmıştır. Kurulduktan kısa bir süre sonra iktidara gelen AK Parti’nin girdiği seçimlerden başarıyla çıkarak uzun soluklu bir iktidar partisi haline gelmesi, normalleşmenin sağlandığını göstermektedir.

Gerçekçi siyaset…

Türk siyaseti uzunca bir süre muğlak, müphem, ne olduğu tam anlaşılmayan siyasi hareketlere veya içi kısa sürede boşalan siyasi söylemlere sahne olmuştur. Özellikle iktidara gelen partilerin pragmatizm ve popülizmle siyasi kimliklerinden koparak konjonktüre teslim olması ve siyaset felsefesine uymayan söylem ve eylemler içinde olması bu partilerin temsil ve söylem krizine girmesiyle sonuçlanmıştır. Parti programı, hükümet programı ve acil eylem planıyla rotasını net olarak tanımlayan AK Parti’nin bu duruşu şüpheci yaklaşımları önemli ölçüde gidererek toplumsal güveni artırmıştır. AK Parti, parti ve hükümet programlarıyla siyasetini tanımlayarak hem ölçülebilir bir siyasi performans ortaya koymuş, hem siyasete kalite kazandırmış, hem de gizli gündem gibi karalama kampanyalarını boşa çıkarmıştır.

Kucaklayıcı birlik siyaseti…

AK Parti farklı siyasi çizgilerden gelen kişilerin belli değerler ve belli ilkeler üzerinde buluşma noktası olarak kendisini konumlandırmaktadır. Hareketinin merkezine tek bir dini anlayışı, mezhebi veya etnik özelliği yerleştirerek “biz ve diğerleri” ayrımı yapan ayrışmacı kimlik siyaseti, hem siyasi alanda kutuplaşmaya sebep olmuş, hem de partilerin marjinal kalmasını sağlamıştır. AK Parti ise bütün toplum kesimlerinin her türlü meselesini siyasetinin konusu yapmış, genel bir demokratikleşme çerçevesinde temel sorunların çözülebilmesi için uğraşmıştır. Daha kucaklayıcı birlik siyaseti izlemesi, AK Parti’yi hem büyütmüş, hem de Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünün sigortası haline getirmiştir.

Değişimci siyaset…

AK Parti, toplumun değerlerine dayanarak Cumhuriyet tarihinin en büyük değişim-dönüşüm hamlesini başlatmış, Cumhuriyetimizi ileri demokrasi ile taçlandıracak reformlara imza atmıştır.

Muhafazakârlığı değişime karşı olmak değil, totaliter, otokratik ve radikal değişimlere karşı olmak şeklinde algılayan AK Parti, toplumsal dinamiklere dayanan, tedrici değişim anlayışıyla “sessiz devrim” denilen dönüşümleri gerçekleştirmiştir.

İlkeli siyaset…

Muhafazakâr demokrat bir parti olarak AK Parti, 10 yıllık iktidarı süresince reel politika ile normatif politikayı bir arada götürmüş, ilkeli ve tutarlı bir siyaset ortaya koymuştur. Siyaset yaptığı değer, ilke ve gelenekler ile gelişen olaylar ve reel politika arasında doğru ilişki kuran AK Parti, hem değer yüklü hem gerçekçi uygulamalar ortaya koymuş, iktidarın eritici ve yozlaştırıcı etkisi karşısında ilkelerini ve duruşunu muhafaza etmiştir.

Yüksek siyaset…

AK Parti, başından beri sadece toplumun karşı karşıya kaldığı münferit sorunlara değil, sistem ile ilgili sorunlara da kapsamlı çözümler geliştirmiştir. Çetelerle ve illegal yapılanmalarla başarılı bir mücadele verilmesi, Kıbrıs sorunundan Ermeni meselesine, demokratik açılımdan asker-sivil ilişkilerine kadar çok önemli konularda gelişme kaydedilmesi, AK Parti’nin yüksek siyaseti ön planda tuttuğunu göstermektedir. AK Parti hem mikro sorunlara el atmakta, hem makro meselelerle ilgilenmektedir.

Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek siyasi hareket AK Parti, siyasi anlayış ise muhafazakâr demokrat siyaset tasavvuru olmaya devam edecektir.

TOPLUM

Aile:

Muhafazakâr demokrat bir parti olarak aileye büyük önem veriyoruz. Sosyal politikalarımızın esası, toplumumuzun gücünü oluşturan ve geleceğimizi şekillendiren ailelerimizin korunması, geliştirilmesi ve desteklenmesidir.

Bizim diğer toplumlardan en büyük fark ve üstünlüklerimizden birisi, sağlam bir aile yapısına sahip olmamızdır. Nitekim tüm zorluklara, sosyal ve bireysel sarsıntılara rağmen toplumumuzu ayakta tutan aile yapımızdır.

AK Parti olarak aile kurumunun temel taşları olan kadınlar, gençler, çocuklar ve yaşlıların yaşam kalitesini yükseltmeye yönelik politikalar yürüttük.

AK Parti olarak piyasa ekonomisi ve serbest piyasayı savunmakla beraber hiç bir zaman vahşi kapitalizme prim vermedik. Devlet ekonominin esas aktörü değil, düzenleyici ve denetleyicisidir. Özel sektör ağırlıklı ekonomik faaliyetlerden elde edilen gelirin insanımızın refah düzeyinin yükseltilmesi için kullanılması, fakir-fukaranın ve tüm dezavantajlı kesimlerin gözetilmesi temel politikamız olmuştur.

Bu çerçevede sosyal devlet ilkesini çok önemsedik, önemsiyoruz. Etkin, verimli ve daha hızlı hizmet sunmak amacıyla sosyal yardım ve hizmet alanındaki bütün kurum ve kuruluşlarımız, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde tek çatı altında birleştirilmiştir.

2002 yılından bu yana sosyal harcamalarda 16 kat artış sağlanmıştır. Sosyal harcamaların GSYİH’ya oranı 3 katına çıkmıştır.

2012 yılında eşi vefat eden kadınlara düzenli nakdi yardım verilmeye başlanmıştır. 192.109 kadınımız düzenli nakdi desteğe kavuşmuştur.

Sosyal politikalarımızı insanların onurlarını zedelemeden hayata geçirmek, üzerinde hassasiyetle durduğumuz bir husustur. Bu bağlamda talep odaklı hizmet anlayışından arz odaklı hizmet anlayışına geçişin ve haneye ve kişiye özel hizmet sunulmasını sağlamak üzere “Aile Sosyal Destek Programı”nı (ASDEP) başlatıyoruz. Karabük ve Kırıkkale illerinde yürüttüğümüz pilot uygulamayı tamamlamak üzereyiz.

ASDEP, sosyal yardım ve hizmetlere ihtiyacı olan aile ve bireylerin objektif kriterlere göre tespiti, bilgilendirilmesi, sosyal yardım ve hizmetlerden yararlandırılması, diğer kamu hizmetlerinden yararlanmalarının sağlanması ve bu suretle yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve refah seviyelerinin yükseltilmesini amaçlayan ve bu sürecin tüm aşamalarında kendilerine rehberlik edilmesini öngören bir programdır.

“Haneye ve Kişiye Özel” hizmet anlayışı ile ailenin ihtiyacı olan hizmet sunulacaktır.

Özel Aile Danışma Merkezlerinin açılması ve yaygınlaşmasına ilişkin yasal mevzuat tamamlanmış olup, konu ile ilgili çalışmalar başlatılmıştır.

AK Parti, aileyi 2023 yılının Yeni Türkiye’sinin beden ve ruh sağlığı korunan, ahlâkî ve temel değerleri sağlam bireylerden oluşması için en büyük dinamo olarak kabul etmektedir. Bu doğrultuda toplumun tüm unsurlarının aile kavramına sahip çıkmasına yönelik bir “sosyal farkındalık” iklimi üretilecektir. Bunun bir gereği olarak; evlilik kurumunun güçlendirilmesi, aile bütünlüğünün korunması, aile değerlerimizin canlı tutulması için etkin politikalar geliştirilecektir.

Aile bütünlüğünün korunması, güçlü ve mutlu aileler için “aileye aile içinde destek” verilerek her aileye ulaşabilecek “sosyal hizmet danışmanlığı sistemi” kuracağız.

Refah artırıcı politikaların uygulanmasında aileyi esas alacak ve 2023 yılına kadar yoksulluk sınırının altında tek bir aile kalmamasını sağlayacağız.

Aile kurumunun güçlendirilmesi bağlamında ana-baba okulları ve aile danışma merkezlerini yaygınlaştıracak ve güçlendireceğiz.

Ülkemizdeki tüm ailelere taşıt kullanmadan ulaşabilecekleri mesafede “Sosyal Hizmet ve Rehabilitasyon Merkezleri” açacağız.

Aile bütünlüğünün korunması ve güçlendirilmesi politikaları ile konut, eğitim, sosyal güvenlik ve gelir dağılımı politikaları birbirini tamamlayıcı bir anlayışla uygulanacaktır.

Yurt dışında yaşayan Türk ailelerine yönelik sosyal hizmet politikaları oluşturulacaktır.

Sosyal Hizmet Merkezlerini yaygınlaştıracağız. Sosyal hizmetleri vatandaşlarımıza daha yakın ve daha etkin sunabilmek için il merkezleri ve merkez ilçelerin yanısıra tüm büyük ilçe ve ilçe gruplarında sosyal hizmet merkezleri açacağız.

Kadınlarımız:

Kadınlarımızın iş ve aile hayatlarının uyumlaştırılması sağlanacaktır. Çalışan annelere kreş yardımı yapılarak, çocukların kamu ve özel kreşlerden yararlandırılmaları sağlanacaktır.

Kadın girişimcilere destek amaçlı KOSGEB ile işbirliği içinde yeni İş Geliştirme Merkezleri kuracağız. İş Geliştirme Merkezlerinden mezun olan yeni girişimci kadınlara maddi destek verilecektir.

Hedefimiz; kadın işgücünü % 40’a, kadın istihdamını ise % 38’e yükseltmektir. Bu konuda 2008 yılında getirilen teşvik hükümleri ile son olarak 6111 sayılı Kanunla getirilen genç ve kadın istihdamını teşvik hükümleri son derece etkili olmuştur. Bu teşvikler uygulanmaya devam edilecektir.

Kadına yönelik şiddetin sıfırlanması için kadına karşı şiddetle mücadelede sıfır tolerans ilkesi uyguluyoruz. Bu çerçevede Şiddet Önleme Merkezleri vasıtasıyla önleyici ve koruyucu hizmetlerin yaygınlaştırılmayı, her ilde ŞÖNİM (Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi) ve Kadın Sığınma Evlerinin açmayı öngörüyoruz. 2012 yılı sonuna kadar 14 ilde ŞÖNİM açılacaktır.

Çocuklarımız:

Çocuklarımız en büyük önceliklerimizdendir. Çocuk hizmetlerinde yapısal dönüşüm sağlanarak, kurum bakımından aile yanına bakıma koğuş sisteminden ev ortamına geçiş sağlanacaktır. 2014 yılı sonu itibarı ile 14.000 çoğumuz için ihtisaslaştırılmış rehabilitasyon sistemine geçilerek, suçun mağduru ya da suça sürüklenen çocukların en süratli şekilde topluma kazandırılmaları sağlanacaktır.

Çocuk hizmetlerinde toplumun tüm kesimlerinin katıldığı ve sorumluluk üstlendiği toplumsal duyarlılığın ve farkındalığın oluştuğu çocuğa karşı ihmal, şiddet ve istismarın olmadığı bir Türkiye gerçekleştirilecektir.

Çocuk haklarının ulusal bir strateji olarak benimsendiği ve tüm kamu kurum ve kuruluşları ile uygulamaya geçirildiği bir Türkiye hedefi gerçekleştirilecektir.

Çocuklarımızın mükemmel insani değerlere sahip, bilinçli, iyi eğitimli, saygılı, inançlı ve kendine güvenen fertler olarak yetiştirilmeleri sağlanacaktır.

Her bir çocuğumuzun fırsat eşitliği çerçevesinde eğitim almaları sağlanacaktır. Korunma ve bakım altındaki çocukların en az %50’si özel okullara gönderilecektir.

Koruyucu ve önleyici tedbirler geliştirilerek çocukların korunma ve bakıma muhtaç hale gelmeden karşı karşıya kaldıkları sorunlar çözülerek çocukların aileleri ile birlikte mutlu fertler olarak yetiştirilmeleri sağlanacaktır.

Gençlerimiz:

Gençlerimiz bugünün dinamosu, yarınının ise güvencesidir. Gençlik, milletlerin sahip olduğu en büyük hazinedir. Ülkemiz, bu hazineye diğer ülkelere kıyasla fazlasıyla sahiptir.

AK Parti, gençlerimizin hem aile içinde, hem yaşadıkları çevrede, hem okullarda ve sosyal mekânlarda iyi yetişmeleri, bilinçli birey olmaları, kültür ve spor ile hem iç, hem de dış varlıklarını zenginleştirmek için pek çok işler yaptı.

Üniversiteye giriş sınavlarında uygulanan katsayı adaletsizliğine son verdik.

Yükseköğrenim gençliğinin barınma, beslenme, burs ve kredi imkânlarını önceki dönemlerle kıyaslanmayacak şekilde artırdık. 2003’ten bu yana müracaat eden her üniversite öğrencisine burs veya öğrenim kredisi verdik.

İşsizliğin önlenmesi ve nitelikli eleman yetiştirme için mesleki eğitime yılda 270 milyon TL bütçe ayırdık.

Üniversitelerden terör suçundan hüküm giyenler hariç, her ne sebeple olursa olsun ilişiği kesilen yaklaşık 800 bin kişinin genel af düzenlemesi ile 4 yıllık lisans eğitiminin yanı sıra, ön lisans ve lisansüstü eğitimine devam etme imkânını sağladık. Böylece tarihin en büyük öğrenci affını çıkardık.

Genç girişimcilerin sermaye şirketlerine vergi muafiyeti tanıdık. Şirket kurma masrafları için hibe desteği veriyoruz.

Dünyanın yaşatmakta güçlük çektiği erdem bilincini gençlerimiz sergileyecek. Bölgesinde örnek olan lider Türkiye’yi, örnek gençlerimiz inşa edecek.

Gençlerin, toplumsal karar mekanizmalarına daha etkin katılımının sağlanması için hukuki, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel çalışmalar yapacağız.

Gençlik merkezlerini yaygınlaştıracağız. Bu merkezlerde gençlerin kendi projelerini hayata geçirmelerini teşvik edeceğiz.

Barınma ve yurt sorununun çözümünde TOKİ ile yapılan işbirliğinin yanında özel yurtları destekleyecek ve öğrencilerimize ucuz barınma imkânı sağlayacağız.

2023 yılında Kredi ve Yurtlar Kurumu bünyesindeki yurtlarımızda 600 bin kişilik kapasite hedefliyoruz.

Tüm yurtlarda tek kişilik veya 3 kişilik odalara geçmek için çok mesafe aldık. Bu süreci tamamlayacağız.

Gençlerin kendilerini ilgilendiren konularda hızlı ve doğru bilgilere ulaşabilmeleri için “gençlik bilgilendirme noktaları” kuracağız.

Meslek okullarını ve mesleki eğitim merkezlerini daha da verimli ve etkin hale getireceğiz. Sanayinin ihtiyaç duyduğu işgücü böylece temin edilecek ve istihdamın önündeki mevcut bir takım engeller aşılacaktır.

Girişimci gençlerimizi desteklemek için, kendi işini kurmak isteyen gençlere özel teşvikler getireceğiz.

Gençlerin kariyer planlamasına yönelik hizmetleri yaygınlaştırılacağız. Üniversiteler ve meslek kuruluşları ile işbirliği içinde gençler için “iş kurma ve geliştirme merkezleri” kuracağız. Üniversiteler, özel sektör ve kamu kurumları arasında işbirliklerini teşvik ederek üniversite öğrencileri teori ile pratiği bir arada görüp uygulayabilecekleri ortamlar oluşturacağız.

Gençlerin spor ve sanatsal aktivitelerden daha yaygın bir biçimde yararlanması için gerekli koşullar oluşturulacak ve bütün illerde gençlik ve kültür merkezlerinin sayısı yeterli hale getirilecektir.

Engellilerimiz:

Engellilerimiz için de bir yandan şehirlerin, kamu binalarının, kamuya açık yerlerin ve toplu taşıma araçlarının uygun hale getirerek onların yaşamlarını kolaylaştırırken, diğer yandan tüm engellilerin eğitimi ve çalışabilir durumda olanların istihdamını sağlayacağız. Engeliler için bakım modelleri ile kuruluş ve hizmetleri yaygınlaştıracağız.

Kamudaki engelli sayısı 2002’de 6434 iken, 2012 tarihinde bu rakam 25.563’e yükseltildi. Kamudaki 15.000 boş olan engelli kontenjanı doldurulacaktır.

Özel sektörde engellilerin istihdamında; 2002 yılında 10.226 iken, 2012 yılında 37.982 engelli istihdamı sağlanmıştır. Özel sektörde konu ile ilgili teşvik çalışmaları devam edecektir.

2 ve daha fazla işçi çalıştırmakta olup, buna ilaveten engelli istihdam eden işyerlerinde 1 yıl süre ile işbaşı eğitimi kapsamında sigorta pirimi devlet tarafından ödenecektir.

Engellilerin kamu ve özel sektörde istihdamları sağlanacaktır. Destekli ve korumalı işyerleri oluşturacağız. Korumalı işyerleri mevzuat çalışmaları devam etmekte olup, yılsonu itibarı ile çalışmalar tamamlanacaktır. Örnek işyerleri açılacaktır.

Engelli vatandaşlar için Evde Bakım Hizmeti öncelikli olmaya devam edecek olup, kurumsal bakımdan ev ortamında bakıma yönelik çalışmalar devam etmektedir. “Umut Evleri Projesi” ve “Engelsiz Yaşam Merkezleri Projeleri” başlatılmış olup, engelli çocuklar için kurum bakımına son verilecektir.

Ayrıca özel ve resmi bakım ve rehabilitasyon merkezlerinin hizmet standartları yükseltilecektir.

Yaşlılarımız:

Yaşlılarımızı kıdemli vatandaşlarımız olarak görmekteyiz ve onların hayat tecrübelerinden yararlanılacak “aktif yaşlanma” yaklaşımına uygun politikalar ve hizmet modelleri oluşturacağız.

Sağlıklı yaşlanmanın sağlanması için gerekli hizmetleri yaygınlaştıracak, yaşlılara evde destek ve evde bakım sağlayacak, yaşlıların kurumsal bakımını belediyeler, STK’lar ve özel sektör imkânlarından yaralanmak sureti ile geliştireceğiz.

Sosyal yardımlar:

İnsanlarımıza ülkemizin gelişmesine paralel olarak asgari bir hayat standardını belirleyecek bir sosyal yardım sistemi ile esas olarak onları sosyal yardıma ihtiyaç duyan durumdan daha üretken ve kendi kendilerine yeterli bir konuma getirmeyi hedefleyen sosyal yardım politikası uygulayacağız.

Bütünleşik sosyal yardım ve hizmetler projesi ile daha etkin bir sosyal yardım politikası uygulayacağız. Puanlama Projesi ile sosyal yardıma esas yoksulluk tespitinin daha objektif kriterlere göre yapılması sağlanacaktır.

Asgari gelir desteği ile her aileye, nüfusu, yoksulluk durumu, evde bulunan yaşlı, engelli ve çocuk sayısına göre belirlenmiş ve asgari bir yaşam standardı sağlanacaktır.

Yoksullar ve dezavantajlı gruplar için sosyal konut projelerine devam edilecek, ilk planda 100.000 konut hedefine ulaşılacaktır.

Sosyal yardım-istihdam bağlantısını güçlü ve sürdürülebilir bir şekilde oluşturacağız.

Şehitlerimiz ve Gazilerimiz:

Aziz şehitlerimizin bize emanet bıraktıkları yakınları ile gazilerimiz için hiçbir maddi ve manevi fedakârlıktan kaçınmayarak her türlü ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak ve onlara yaraşır onurlu bir yaşam sürmelerini sağlayacak politika ve tedbirleri sağlayacağız.

Çıkardığımız son yasa ile şehit yakını ve gazilerimize sağlanan istihdam ve diğer haklara ilave olarak; şehit yakınlarına ve gazilere ucuz konut temini, şehit ve gazi çocuklarına özel okul eğitim imkânın sağlanması, şehit yakınlarına ve çalışmak isteyen gazilerimize girişimcilik desteklerinin sağlanmasını hedefliyoruz.

DÜNYA

Dünya ve Dış Politika Vizyonumuz

On yıl önce biz büyük bir sevdayla, kendimizi adadığımız yüce bir idealle yola çıktık.

Bu ideal, Türkiye’yi küresel güç dengesinin önemli aktörlerinden biri haline getirmek, bölgesinde barış ve istikrarı tesis için çalışan belirleyici ülke konumuna yükseltmekti.

Biz, bu Türkiye idealinden bahsettikçe, bizi hayalperestlikle itham edenler oldu. “Nasıl yapacaksınız, ekonomisi iflas etmek üzere olan, herkesle sorunlu bir ülkeyi nasıl küresel ve bölgesel aktör konumuna yükselteceksiniz” diyerek, bize inanmayanlar oldu. Ama biz bir lahza dahi tereddüt duymadık.

Zira bizim bir büyük ve güçlü Türkiye tasavvurumuz var. Sevdamız Türkiye, dayanağımız millettir. Meşruiyetimizin ve gücümüzün kaynağı hizmetçisi olduğumuz milletimizdir.

Bizim AK Parti olarak dış politikada üstelendiğimiz misyon, tarih yorumumuz, medeniyet tasavvurumuz ve 2023 Türkiye vizyonumuz doğrultusunda üzerimize yüklenen büyük sorumluluğun gereğini yerine getirmek ve bu emaneti gelecek nesillere devretmektir.

Gelecek yıllarda, bugünkü küresel siyasi ve ekonomik sistemde, BM’nin yapısında, ülkeler ve milletler arası ilişkilerde büyük değişimler yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

Hedefimiz ve idealimiz, bu dönüşümde Türkiye’nin, yeni sistemin ve düzenin, kurucu ve belirleyici ülkeler arasında yer almasını sağlamaktır.

Bu yolda en büyük güvencemiz, milletimize olan inancımız ve milletimizin bize gösterdiği teveccühtür.

AK Parti olarak Türkiye’yi ve dış politikamızı tek boyutlu bir yaklaşımla ele almıyoruz. Tam tersine Türkiye’nin derin tarihini, uygarlık coğrafyasını ve son 10 yılda ürettiği siyasetten ve ekonomik istikrardan kaynaklanan birikimi çok-yönlü ve çok-boyutlu bir perspektif çerçevesinde değerlendiriyoruz.

Türkiye, bölgesel bir çekim merkezi, bir odak merkezi ve uluslararası ilişkiler merkezi olma niteliğini güçlendirmekte, derinleştirmektedir. Gerek bölgemizde, gerekse küresel siyasette pozitif yaklaşımı benimseyen tüm aktörler, taraflar ve gruplarla beraber, yeni bir dili ve yeni bir dünya vizyonunu inşa ediyoruz.

AK Parti olarak, milletimizin kendine güvenini örseleyen, dış politikamıza pranga vuran sendromları ortaya koyduğumuz vizyonla ortadan kaldırdık.

Bugün her alanda kendine güvenen, özgün vizyonunu ortaya koyan, içinde bulunduğu coğrafyayı tehdit algılamasıyla değil, barış, istikrar ve işbirliği perspektifiyle değerlendiren bölgesel güç ve küresel aktör Türkiye vardır.

Türkiye, bölgedeki ihtilafların tarafı değil, çözüm için katkısı aranan, görüşüne ve arabuluculuğuna başvurulan ülkedir.

Bugün Türkiye, demokratik gelişmişliği ve ekonomik kalkınmasıyla, bölgesel barış ve istikrarın teminatıdır.

Türkiye’nin, bölgesinde ve dünyada, tarihi ve kritik bir rol oynaması mukadderdir.

Bu bağlamda, iki temel prensiple hareket ettik. Birincisi küresel ve bölgesel gelişmeleri doğru okuyan, gerekli adımları zamanlıca atan, anlık çıkar hesaplarının üstüne çıkan, değerlerimize bağlı, ilkeli ve kararlı politikalar benimsedik.

İkincisi, Türkiye’nin tarihi ve coğrafyasını stratejik derinlik perspektifiyle yeniden yorumlayarak, Türkiye merkezli, kendi vizyonumuzu, stratejimizi ve çözüm önerilerimizi ortaya koyan ve gelişmeleri yönlendirmeye matuf dinamik bir dış politika izledik.

İktidara geldiğimizde, Türk dış politikasının temel ilkelerinden birisini özgürlük-güvenlik denklemindeki dengeyi bireysel ve toplumsal özgürlükler lehine değiştirmek olarak tanımladık ve bunun için mücadele verdik.

Bu doğrultuda, ülkemizin stratejik hedefi olan AB’ye tam üyelik için devrim niteliğinde reformlar yaptık. Önümüze çıkartılan tüm engellere rağmen, üyelik için gerekli “Kopenhag Kriterleri”ni, gerekirse “Ankara Kriterleri” olarak tanımlar ve yolumuza öyle devam ederiz dedik. Çünkü biz AB üyeliğini kendi başına bir amaç değil, halkımızın hak ettiği evrensel değerleri elde etmek için bir araç olarak görüyoruz.

Bugün de 2023 vizyonumuzda, Avrupa Birliği’ne üyelik stratejik hedefimizdir. Bu konuda, önümüze çıkartılan tüm engellere rağmen üzerimize düşenleri yapmaya devam ediyoruz.

Aynı zamanda, ABD’yle ilişkiler ve NATO üyeliğimiz gibi, geleneksel ittifak ilişkilerimizi güçlendirmenin gerçek yolunun, Türkiye’nin eşit ortak olmasından, eşit ortak görülmesinden geçtiğinin bilinciyle hareket ettik. Diğer ülkelerle olduğu gibi ABD ile ilişkilerimiz bundan sonra da karşılıklı çıkar ve ortaklık perspektifine dayalı olarak güçlenerek devam edecektir.

Nitekim, bugün Türkiye, kendisine gündem dayatılan değil, gündemi birlikte belirlemek için ortaklığı aranan bir ülkedir.

Küresel Etkinlik

AK Parti iktidarında dış politikada bir diğer önemli hedefimiz, Türkiye’nin uluslararası sistem ve düzendeki rolünü geliştirmek; itibarını, görünürlüğünü ve etkinliğini artırmak oldu.

Demokratik atılımlarımız ve yükselen ekonomik performansımızın desteğiyle uyguladığımız aktif dış politika sonucunda, bölgemizdeki ve dünyadaki Türkiye imajı tamamen değişmiştir.

Bugün, Fas’tan Afganistan’a kadar geniş bir coğrafyada ilham kaynağı olarak görülen bir Türkiye var. Bugün, bölgesinde ve küresel sistemde barış ve istikrar üreten, yapıcı bir güç olarak fark oluşturan bir Türkiye var.

10 yıl önce uluslararası kuruluşlarda toplantıya katılıp katılmadığı bile belli olmayan Türkiye gitmiş, yerine dünyadaki tüm saygın kuruluşlarda etkin bir şekilde temsil edilen, katkı sunan, çözüm üreten bir Türkiye gelmiştir.

Bu dinamik bakış açısının bir sonucu olarak 2002 yılında toplam 163 olan dış temsilciliklerimizin sayısını, 2012’de 202’ye yükselttik. Bu sayıyı yakın zamanda 219’a çıkartacağız. Bugün Tanzanya’dan Ekvator’a; Myanmar’dan, Kolombiya’ya temsil edilmediğimiz, bayrağımızın dalgalanmadığı ülke neredeyse kalmadı. Kısa bir süre sonra dünyada en çok temsilciliği olan 5. ülke olacağız.

Dış politikamızın bir diğer önemli hedefi, komşu ülkelerle ilişkilerimiz ve Balkanlar’dan Kafkaslar’a, Orta Asya’dan Ortadoğu’ya kadar geniş bir coğrafyada bölgesel rolümüzü güçlendirmek oluşturmuştur.

Bu doğrultuda, geleneksel kalıplara dayalı, tehdit algılamasına endeksli dış politika reflekslerini terk ederek, yeni paradigmalar inşa ettik. Bunun için, “komşularla sıfır sorun”, “herkes için güvenlik”, “ekonomik entegrasyon”, “çok kültürlülük ve barış içinde birlikte yaşamak” ilkelerini rehber edinen politikalar izledik. Bunların meyvelerini de kısa sürede aldık.

Bütün komşularımızla iyi dostluk ilişkileri kurmak, kronik ihtilafları çözüme kavuşturmak ve bölgemizde barış ve istikrar tesis etmek için birçok atılım yaptık. Bulgaristan, Yunanistan, Ukrayna, Rusya, Gürcistan, Azerbaycan ve İran ile Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi mekanizması ihdas ettik, Gürcistan-Türkiye arasında pasaport yerine kimlikle geçiş uygulaması başlattık.

Başta komşularımız olmak üzere onlarca ülke ile vizeleri kaldırdık. 2012 itibariyle vizeleri karşılıklı olarak kaldırdığımız ülke sayısı 70’i aşmış bulunmaktadır. Bu bağlamda AB ile vizesiz seyahat uygulaması için yürüttüğümüz çalışmalar devam etmektedir.

Irak’tan Somali’ye, Filistin’den, Lübnan ve Kırgızistan’a kadar birçok ülkede kapsamlı iç siyasi diyaloğun kolaylaştırılmasına yönelik yoğun çabalar sarf ettik ve sarf etmeye de devam ediyoruz.

Türkiye’nin şefkat ve yardım eli bugün daha güçlü ve her yere uzanıyor. Somali’yi hatırlamak yeterlidir. Milletimiz yüreğini Somali halkına açtı, yardımlar toplandı. Ve bugün Somali’de başka bir dönem başladı.

İnsanlık vicdanının sukut ettiği alanlarda bizim sesimiz bugün daha gür çıkmaktadır. Myanmar’daki Arakan Müslümanlarına uzattığımız yardım eli ve buradaki insanlık trajedisini uluslararası gündeme taşıma yönündeki gayretlerimiz devam edecektir.

Dış siyasetimizdeki önemli bir alan da enerjidir. Enerji konusu dünyada bir gerilim hatta çatışma argümanı olarak kullanılırken, Türkiye enerjiyi bir barış unsuru olarak kullanmaktadır. Bu nedenle, enerji siyaset üzerine yük olmak yerine, siyasetin kanallarını açmaktadır. Biz enerjiyi komşu ve bölge ülkeleriyle bir ortak payda olarak değerlendiriyoruz. Komşularımızla olan siyasi ilişkiler ne olursa olsun enerji alanı temel ilişkiyi kurmakta önemlidir. Türkiye’deki siyasi ve ekonomik istikrar güçlendikçe enerjideki ağırlığımız da artmaktadır.

Yeni Bir Coğrafya Tasavvuru

Dış politikamızda stratejik derinliğimiz ve etkin rolümüz, sadece Orta Doğu bölgesiyle sınırlı değildir. Balkanlardan Kafkaslara, Afrika’dan Orta Asya’ya kadar çok geniş bir coğrafyada, tarihten gelen özel bağlarımızın olmadığı, geleceği birlikte inşa etmek için ortak olarak bakmadığımız hiçbir ülke bulunmamaktadır.

Arnavutluk’tan Bosna-Hersek’e, Makedonya’dan Sırbistan’a, Hırvatistan’dan Yunanistan’a kadar tüm bölge ülkelerinde Türkiye’yle işbirliği yönünde güçlü bir arzu ve irade bulunmaktadır.

Bunun arkasında, geliştirdiğimiz bu yeni anlayış temelinde tarihten gelen bağları günümüze olumlu bir şekilde taşıyabilme ve ülkelerimiz arasındaki karşılıklı anlayışı somut işbirliği ruhuna dönüştürebilme başarısı yatmaktadır.

Keza, Kafkaslar’da ve Orta Asya’da da dil, din ve etnik açıdan sahip olduğumuz özel bağları bugün olgun ve karşılıklı yarar temelinde gelecek vaad eden bir işbirliği seviyesine taşıdık. Türk İşbirliği Konseyi’ni kurduk. Bundan sonra da bu bölgelerde aynı anlayış ve kararlılıkla yapıcı ve etkin bir aktör olmaya devam edeceğiz.

Başta Orta Asya olmak üzere Türk Cumhuriyetleriyle en üst düzeyde ilişki kurduk. Çok önemli bir atılımı Afrika’da gerçekleştirdik. Bundan on küsur yıl önce bir açılım politikası olarak başlattığımız Afrika politikamız bugün dış politikamızın stratejik boyutlarından birine dönüştü.

Küresel Barış

2004 yılında İspanya ile birlikte başlattığımız Medeniyetler İttifakı girişimi bugün BM’den sonra en fazla üyeye sahip uluslararası forum olma niteliğindedir. Medeniyetler İttifakı Girişimi, farklı kültür ve medeniyetlerin barış ve huzur içinde yaşaması için küresel bir platform olarak her gün daha da güçlenmektedir. Türkiye’nin bu girişim bünyesindeki öncü rolü bundan sonra devam edecektir.

Geçmişte karikatür krizinde olduğu gibi şimdi de Peygamber Efendimizi hedef alan menfur film sonrasında, İslamofobi ile mücadele için bir uluslararası düzenleme ile dinler ve kültürler arasında karşılıklı diyalog ve hoşgörüye olan ihtiyaç bir kez daha ortaya çıkmıştır. İslamofobi, İslam ve Batı toplumları arasındaki ilişkileri zehirleyen, tehlikeli bir eğilimdir. Tıpkı anti-Semitizm gibi İslamofobi de bir ırkçılık türüdür ve bir insanlık suçudur. Bu noktada İslamofobinin bir nefret suçu olarak tanımlanması ve yasaklanması için kapsamlı bir çalışma başlattık. Bu çalışmalara hız vereceğiz.

Avrupa Birliği

Biz AB projesini bir başarı hikâyesi olarak takdirle karşılıyoruz. Büyük savaşlardan sonra, ancak büyük bir gelecek vizyonuyla AB gibi bir proje ortaya konabilirdi. Dünyanın başka bölgelerinde de barış, dayanışma ve ekonomik kalkınma modelleri konuşulduğunda AB vizyonunun akla gelmesi bile önemli ve büyük bir başarıdır.

Türkiye’nin AB ile olan 50 yıllık inişli-çıkışlı ilişkisini ilk defa AK Parti sistematik bir çerçeveye oturtmuş ve siyaset vizyonunun bir parçası kılmıştır. Günü kurtarmak için değil, Türkiye’nin ihtiyaçları ve AB vizyonunun gerekleri çerçevesinde somut ve net adımlar atılmıştır.

AB müktesebatı çerçevesinde yapılan yargı reformları, kanuni değişiklikler, yeni düzenlemeler Türk demokrasisine derinlik kazandırmış ve Türkiye’yi AB standartlarına yaklaştırmıştır.

AB’ye tam üyelik, AK Parti’nin stratejik hedefidir. Tam üyelik dışında başka bir alternatifi, formülü, öneriyi kabul etmemiz mümkün değildir. Ekim 2005’te ortaya koyduğumuz tam üyelik iradesi, AB kaynaklı gecikmelere ve engellere rağmen bugün de aynı şekilde devam etmektedir.

Bu süreçte AK Parti olarak gerçekçi ve cesur davrandık. AB’den de bugün bunu bekliyoruz. Kuruluş misyonuna ve vizyonuna uygun bir tutumla cesur ve vizyon sahibi bir siyasi akılla davranmasını bekliyoruz. Türkiye’nin AB üyeliğinin, Avrupa’da bir iç siyaset malzemesi yapılması AB ilkeleriyle çelişmektedir. Bu tutum bizim kamuoyumuzda bir güvensizlik hissi uyandırmaktadır. AB yöneticileri liderlik göstermeli, müzakerelere hız vermeli ve bu güvensizlik hissini bir an önce ortadan kaldırmalıdır.

Arap Devrimleri

Kardeş Arap halkları, cesur ve devrimci bir adım atarak baskıcı rejimlerden kurtuldular. Milli iradelerini ülkelerinde hâkim kıldılar. Böylece tarihin akışını değiştirdiler.

O meydanlar, o direnişler sadece halkın iradesini hâkim kılmakla kalmamış, Orta Doğu hakkında asırlardır geliştirilen büyük ve köklü önyargıları da tasfiye etmiştir. Çünkü zulüm ile âbâd olunmaz.

Bouazizi’nin bedeni, Tahrir’in dili, Libya’nın ateşi, yükselen özgürlük talebi adeta yüzyıllardır birikmiş bir dili, bir bakış açısını yok etmiştir. Gençler, sebatla değişimi dile getirenler tarihin akışını değiştirmiş, dünyanın önüne yeni bir yol haritası sunmuştur. Dünya, izzet ve vakarı, özgürlüğe olan inancı o meydanlarla bir kez daha hatırlamıştır.

AK Parti, Orta Doğu’nun modern tarihindeki bu büyük kırılma noktasında statükoya ve zulme karşı halkların yanında durmuş, halkların meşru taleplerini desteklemiştir.

AK Parti’nin üç ilkesi Arap devrimleri sürecinde Türkiye’nin pozisyonunu anlamak açısından son derece önemlidir:

§ Bölgemizde bir değişim ihtiyacı esastır. Halkına baskı ve zulüm yapan, seçkinci, dışlayıcı yönetim tarzları artık bu bölgede sürdürülemez.

§ Bu değişim süreci, mümkün olan en geniş kapsamlı haliyle, kansız ve çatışmasız bir şekilde sağlanmalıdır.

§ Hem geçiş süreci, hem de konsolidasyon mümkün olan en geniş kapsamlı haliyle, değişim iradesinin bütün renklerini taşımalıdır.

Birincisi değişim iradesi, ikincisi sivil irade, üçüncüsü çoğulcu siyasettir. Şüphesiz her bölgenin, her ülkenin ve değişim sürecinin kendine mahsus dinamikleri vardır.

AK Parti olarak bu süreçte dinamik bir politika takip ettik. İlkeler bazında hareket ettik ve dinamiklere göre önerilerimizi ve politikalarımızı güncelleyerek zenginleştirdik.

Biz, Mısır’da halkın iradesi için ne dediysek, Tunus için de aynısını dedik. Tunus ve Mısır için ne dediysek aynısını Libya için de dedik. Onlar için ne dediysek, bugün Suriye için de aynısını söylüyoruz. Zira adil, özgür ve müreffeh bir ülkede yaşamak Suriye halkının her bir ferdinin de hakkıdır.

AK Parti olarak, Suriye’deki olaylar başladığında rejime gerekli telkinlerde bulunduk. Reform ve uzlaşı yolunda adım atmaları için yoğun çaba gösterdik. Barışçıl bir geçiş sürecinin önünü açmak için görüşmeler yaptık, özel temsilciler gönderdik. Fakat Suriye rejimi halkın makul ve meşru taleplerini dinlemek ve somut, yapıcı adımlar atmak yerine kendi halkına karşı adeta bir katliama girişmiştir.

Her gün artan ölümler, saldırılar, kuşatmalar ve oyalama politikaları karşısında Türkiye net bir tavır almış ve kendi halkına silah çeken bir rejimin yanında yer almayacağını ortaya koymuştur. Suriye’den akın eden binlerce mülteciye kapılarımızı açtık. İnsani ve ahlaki bir sorumluluk olarak ülkemize gelen hiçbir Suriyeli’nin geri çevrilmeyeceğini bir ilke olarak kabul ettik ve bu ilkeyi de titiz bir şekilde uyguladık.

Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünü, siyasi bağımsızlığını ve toplumsal huzurunu, temel bir veri olarak kabul etmektedir. Bütün Ortadoğu’da olduğu gibi Suriye halkının da tüm renkleri, dini, mezhebi ve etnik grupları, Suriye milletinin bir parçasıdır ve hepsi bizim kardeşimizdir. Özgür, adil, demokratik ve müreffeh bir Suriye’nin inşa edilmesi için Türkiye samimi ve güvenilir bir dost ve komşu ülke olarak elinden gelen katkıyı sunmaya devam edecektir.

AK Parti’nin dış politika anlayışında ilkelerimizi her zaman olumlu siyaset üretme amacıyla inşa ettik. Kimseyle tarih dışı bir mesafemiz, önyargımız ve tavrımız olmamıştır. Tam tersine bu yaklaşımları eleştirdik ve karşı çıktık. Yakın coğrafyamızda ve bölgemizde istikrarsızlık üreten, gerginlik politikasından nemalanan, çatışmaları diyaloğa önceleyen hiçbir yaklaşımı tasvip etmiyoruz ve etmeyeceğiz.

Bölgede hiç bir ülkeyi ve yaklaşımı siyasetin dışına itmeye kimsenin hakkı yoktur. Çünkü biz sorunların çözümünü diplomaside, siyasi süreçlerde görüyoruz. İslam dünyasının farklılıklarını, bir çatışma aracı haline getirmeye çalışan tüm yaklaşımları reddediyoruz.

Biz son yıllarda bölgemizde yaşanan dönüşüm sürecini bir normalleşme olarak görüyoruz. Türkiye, kendi tarihiyle ve coğrafyasıyla barışıyor. Bu yüzden bölgesinin tarihiyle, insanıyla, kültürüyle olan ilişkisi de normalleşiyor.

Bu aynı zamanda Türkiye’nin merkezinde bulunduğu Afro-Avrasya coğrafyasının ve hassaten Orta Doğu bölgesinin temel siyasi ve sosyal dinamiklerinin normalleşmesi demektir.

Normalleşmeden ve adaletten bölgedeki herkes kazanacaktır. Bu noktada kimse hiçbir gelişmeyi korku ve paranoya içinde değerlendirmemelidir. AK Parti’nin Orta Doğu vizyonu, bazılarının dışlanıp bazılarının kazandığı garip bir dengeler düzeni değil, adalet sahibi, paylaşımcı ve demokratik bir bakış açısının siyasete ve diplomasiye hâkim kılınmasıdır.

AK Parti bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bütün bölge halklarını; din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmadan kucaklamaya, onları eşit birer muhatap, ortak ve dost olarak görmeye devam edecektir. “Çokluk içinde birlik” ilkesi, bizim bölge siyasetimizin de temel rükünlerinden biridir. Bu ilkeden hareketle Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinin yeniden bir barış, istikrar, zenginlik, yaratıcılık, yüksek kültür ve medeniyet havzası olması için kaynaklarımızı seferber etmeye devam edeceğiz.

Kıbrıs

Kıbrıs konusunda AK Parti’nin ve hükümetimizin bakışı ve politikası gayet açıktır. Adada eşit ve adil birliktelik için Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türkleri bu dönemde üzerlerine düşeni yapmışlardır. Birleşmiş Milletlerin barış planını onaylamışlardır. Ancak, başta BM ve AB olmak üzere, uluslararası camia bunun gereğini yapmamış, üzerine düşeni yerine getirmemiş, KKTC’ni yalnız bırakmıştır. Aksine, uzlaşmadan kaçan, BM’lerin planını reddeden Rum tarafı ödüllendirilmiştir. Türkiye olarak elbette bunların farkındayız.

Bizim adalete ve hakkaniyete uygun çözümden yana tavrımızda bir değişiklik söz konusu değildir. Çözüm müzakereleri sürdürülürse şartlarımız bellidir. KKTC ve Kıbrıs Türkleri görüşmelere açıktır.

Ancak, şu husus iyi bilinmelidir ki; KKTC ve Kıbrıs Türkleri her ne olursa olsun yalnız değildir. Türkiye daima onların yanında olacaktır.

Şu anda KKTC bağımsız bir devlet olarak güçlü bir demokratik yapı oluşturma çabası içindedir. Ekonomisi ve toplumsal yapısı güçlenmektedir. Yüksek öğrenim sektöründe bir marka olma yolunda ilerlemektedir. Ekonomisinde devletçi yapı yerini özel sektöre bırakmaktadır. Geçen iki yıl içinde bu yönde önemli reformlar yapmışlardır. Turizm sektöründe büyük atılımlar gerçekleştirilmiştir. Bu siyasi ve ekonomik reformlarla Kuzey Kıbrıs’ta toplumsal yapı güçlenmektedir. Türkiye olarak bu ekonomik ve yapısal değişimlere katkı veriyoruz.

KKTC’ne mali desteğimiz sürmektedir. Son üç yılda yapılan ekonomik programla, mali desteğin daha fazla yatırımlara ve kalkınmaya harcanması sağlanmıştır. Şu anda yeni üç yıllık ekonomik program yapılmaktadır. Bugün, Kuzey Kıbrıs’ta duble yollar ve diğer yatırımlar artmıştır.

Türkiye’den Ada’ya denizin altından su taşıma çalışması devam etmektedir. İki tarafta iki baraj ve deniz altında boru döşeme çalışmaları tamamlanmak üzeredir. 2014 yılı Mart ayında tamamlanacak ve su akmaya başlanacaktır. Ayrıca, bu projeye Türkiye’den Ada’ya elektrik enerjisi nakli de eklenecektir. Böylece, Kuzey Kıbrıs çok daha avantajlı duruma gelecektir.

Ada’da ve çevresinde hem Türkiye’nin hem Kuzey Kıbrıs’ın deniz sahası hassasiyetleri etkili şekilde gözetilmektedir. Ada’da ve çevresinde petrol ve doğalgaz çalışmalarımız sürmektedir.

Bütün bu çalışmalarla varılmak istenen sonuç şudur: Kuzey Kıbrıs her halükârda güçlü olacak, kendine yetecek ve Kıbrıs Türkleri rahat ve huzurlu hayatlarını sürdüreceklerdir.

Savunma

Bölgemizde ve dünyada lider ülke olma vizyonumuz, savunmamızın da etkili, caydırıcı ve modern olmasını gerektirmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin imkân ve kabiliyetlerinin artırılması için savunma sanayiimizin gelişmesi elzemdir.

Savunma sanayii, iktidarımız döneminde büyük bir aşama kaydetti. Askerimizin kullanacağı piyade tüfeğini bile üretemeyen Türkiye’den, milli tankını üretmeye başlayacak bir Türkiye’ye geldik.

Ülkemizde ilk defa “Altay” adını verdiğimiz modern bir tankın milli olarak üretimi için bütün altyapıyı hazır hale getirdik. “Anka” isimli 10 bin metre irtifada uçabilen ve 24 saat havada kalabilen insansız hava aracının deneme uçuşlarını başlattık.

İktidarımız döneminde silah, araç-gereç ve mühimmat alımlarımızda yerli üretim ve teknolojimizin payını yaklaşık yüzde 50’ye çıkardık. Artık silah ihraç ediyoruz.

2023 vizyonu çerçevesinde bütün askeri savunma ihtiyaçlarını tasarlayan ve üreten bir Türkiye hedefliyoruz.